22 Aralık 2012 Cumartesi

Haftanın Gündemi (16-23 Aralık)

Politik Gündem 

Erdoğan'ın incileri


Erdoğan'a göre Roboski’de katledilenler sivil değil, ODTÜ'lü öğrenciler ve öğretim görevlileri Türkiye'yi batırmak istiyor

Roboski'de katledilen köylülerin "sivil" olmadığını iddia eden Başbakan ODTÜ konusunda ise polise sahip çıktı, rektörlükten, öğrenci ve öğretim görevlilerine kadar tüm ODTÜ'lülere çattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

NTV-STAR ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan, geçtiğimiz günlerde şehir hastaneleri üzerinden dile getirdiği "Bu projemizi bürokratik oligarşi ve yargı sebebiyle hayata geçiremedik" sözlerine rağmen, kuvvetler ayrılığını savunduğunu iddia etti: "Türkiye'de kuvvetler ayrılığını en güçlü savunan partinin lideriyim. Kimse bunu eğip büküp sağa sola çekmesin. Biz içerikle ilgili sıkıntılarımızı dile getirdik."

Ancak yargının yasamanın da yürütmenin de alanına girdiğini söyleyen Erdoğan, 367 olayını hatırlattı. Başbakan, ancak yargıya müdahale etmekten geri kalmadı: "Galataport'un satışı olayını yargı engelledi."

Şehir hastanelerini yineleyen Erdoğan, "Yargının yasalara aykırı olduğu karar varsa denetim hakkı vardır. Kent hastaneleri diye projemiz var. 5 yıldır bunu bürokratik engellemeler nedeniyle hayata geçiremiyoruz. Konya'daki konuşmamda ben bu sıkıntıları dile getirdim" diye konuştu.

'TUTUKLAMALAR YARGI HIZLANDIĞI İÇİN ARTTI'

Başbakan Erdoğan, tutukmaların artmasının nedenini "adalet sisteminin hız kazanması"na bağladı.

'GÜNDEMİ BENİM OLUŞTURMAM GEREKİR

'Erdoğan, "Başbakan olarak öyle bir başlık oluşturmam gerekir ki bu gündem oluşturmalı. Bu tartışmalar olmazsa ben Başbakan olamam. Gündem başkalarının elinde kalırsa olmaz" ifadelerini kullandı.

Başkanlık sistemine de değinen Erdoğan, şunları söyledi: "Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı kalkmıyor. ABD'ye baktığınızda inceleme sistemi çok güçlü. Atatürk döneminde yetki Meclis'a bağlanmıştı. Gazi o zaman kuvvetler ayrılığından bahsetmiyor. Kuvvetler birliğinden bahsediyordu. Belki bunu savaş şartları nedeniyle yaptı ama uzun süre kullanıldı.

Benim arzum parlamentonun gücünü daha da artırmak. Referanduma daha da açık yapıyı güçlendirmemiz lazım."

Erdoğan, Kürt sorununa ilişkin ise şunları söyledi: "Terör konusunda, terörle mücadelede ittifak sağlayamıyorsak bu bizim için büyük bir açıktır. Burada bir kan varsa kanla temizleyemezsiniz. Biz terörle mücadeleye devam edeceğiz ama Meclis içerisindeki uzantılarıyla müzakere de ederiz. Ama Meclis'te etkinliği olmayan uzantılarla görüşmeyiz, teröristleri kucaklayanlarla görüşmeyiz. Yani bizim yolumuz 'bana da işkence yapılsaydı dağa çıkarım' değil. Dağa çıkışı engelleyebilirsek ne mutlu bize."

'ROBOSKİ'DE KATLEDİLENLER SİVİL DEĞİL

'Başbakan, Roboski katliamı konusunda ise "Biz AK Parti olarak yaşatmanın gayreti içerisindeyiz" iddiasında bulundu ve şöyle dedi: "Uludere'nin soykırım olduğunu söyleyen kişi; Başbağları konuşmuyor, Yeditepe'yi, Bingöl'ü konuşmuyor. Buralarda askerlerimiz topluca şehit edildi. Uludere'ye ilişkin görüntülerde sadece hareketler görünüyor. Burada iki gerçek var; bir kaçakçılığı meşrulaştıralım, iki terör adına yapılıyorsa buna göz yumalım. Uludere'yi bu kadar basite indirgemeyelim. Sonuçta terörist de sivildir. Biraz sabredelim ölen 34 kişiyle ilgili yargı kararını bekleyelim. Sürekli sivil denmesini bir beyin yıkama hamlesi olarak görüyorum. Uludere konusunda biz adım attık, Dersim yanlışına düşmek istemedik. Daha netice ortaya çıkmadan terör örgütü ve uzantıları kalkıyorlar bize 'illa özür dileyeceksin' diyorlar. Gerekirse özür dileriz.
Bir Dersim olayını yaşamış olan CHP'nin oralı olan başkanı yaşananları neden konuşamıyor? Dersim olduğu zaman onlar tek partiydi alternatifleri bile yoktu.

Uludere olayının olduğu günün sabahında ROJ TV'nin bu olayı ağlayarak vermesi kuşku verici şeyler. İstismarın boytularını açıkça gösteriyor. Bu istismarlara karşı elele vermemiz gerekiyor.

Bir Güngören olayını düşündüğünüz de bu sıradan bir olay değildi. Konutların iş yerlerinin olduğu yerde terör vatandaşlarımızı vurdu. Onlarca kişi şehit oldu. Bunlar hiç konuşulmuyor. Varsa yoksa Uludere. Bizim buradaki yöntemimiz yargıdır. Genelkurmayımız görevinin gereğini yaparak askeri yargıyı devreye soktu. Aynı şekilde savcılık da olayla ilgili devreye girdi."

ERGENEKON DAVASI

Başbakan, Ergenekon davasına ilişkin ise "Ben sayın Kılıçdaroğlu kadar cesur değilim. Anayasanın ilgili maddesini göz göre göre çiğneyemem. Yargıya müdahale edemem" ifadesini kullandı.

Erdoğan, tutuklu vekillerin tahliyesi konusunda söz vermediklerini de söyledi.

DERİN YAPILAR YETER Kİ DEVLETE DOKUNMASIN

"Devletteki derin yapı tamamen temizlendi diye bir iddia içinde olmadık" diyen Erdoğan, derin yapının sıfırlandığı bir ülke olmadığını söyledi. Erdoğan, ekledi: "Önemli olan bu tür yapılanmaların darbelere neden olup olmadığıdır. Biz bu yapıların zararını en aza indirdik."

Başbakan, Hozat'taki fişlenmeyi ise "derin devletten kalma kötü alışkanlık" olarak değerlendirdi.

OFİSİMDE DİNLEME CİHAZI BULUNDU

Erdoğan, "Ben dahil bu dinlemeler bitmemiştir. Evimin altındaki ofisimde dinleme cihazı bulundu. Derin devlet denen olay boş durmuyor" dedi.

ODTÜ'DEKİ OLAYLAR

Başbakan, 3600 polis ile birlikte gittiği ODTÜ'deki olaylara ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, polis müdahalesine tepki gösteren rektörlüğü eleştirdi, rektörlüğü samimi olmamakla suçladı.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Yine aynı şekilde bir toplantı sırasında, öğrenciler toplantı mahalline gelerek taşlamaya başladılar. Bu son olay ise bunun çok çok ötesinde. Polis oraya neden geldi? Kampüse sırt çantalarında bulunan molotoflarla gelen kişiler, eylem sırasında bunları yaktılar ve bunun üzerine polis destek istedi. Siz nasıl bir üniversitesiniz. Sizin yetiştirdiğimiz öğrenciler bunlarsa Türkiye batmıştır. Bu öğrenciler uydumuz fırlatılırken gururlanacağı yerde lastik yakıp eylem yapıyor. Sonra neymiş protesto için derse girmiyorlarmış. Böyle üniversite öğretim görevlisi olsa ne olur olmasa ne olur."

Polis müdahalesini eleştiren medyayı da hedefine alan Erdoğan, polisi savundu: "Her olay polise fatura ediliyor. Orada lastik yakılmamış olsa molotof atılmamış olsa polis oraya neden girsin?"
(kaynak: ETHA)


Polis Devleti 

- 16.12.2012 İşçilerle dayanışma konserine polis saldırdı. Devrimci İşçi Hareketi ve Grup Yorum'un direnişteki Hey Tekstil, Koteks, Darkmen, BEDAŞ işçileri ile dayanışmak için Bağcılar Olimpik Spor Salonu'nda çok önceden duyurusunu yaparak gerçekleştirmek istediği konsere polis saldırdı. İstanbul Valiliği'nin "güvenlik" gerekçesiyle yasakladığı konseri her şeye rağmen gerçekleştireceklerini belirten işçiler ve emek dostları, konser için spor salonunun önünde toplanmaya başladı. Salonun kapılarını kapatan polis, çevrede yoğun önlemler aldı. Salona girmekte ısrar eden ve aralarında direnişçi işçilerin, Grup Yorum sanatçılarının da bulunduğu gruba, çevik kuvvet polisleri, biber gazı ve tazyikli su ile saldırdı. Saldırı üzerine Bağcılar Cemevi önüne geçen grup yola barikat kurarak polise taşlarla karşılık verdi. Bir süre devam eden çatışmanın ardından polisin geri çekilmesi ile grup basın açıklaması yaptı. Grup adına açıklama yapan Avukat Taylan Tanay, birçok yerde yapılan bu tür konserlerin "güvenlik" gerekçesiyle iptal edilmesinin kasti olduğunu belirtti. Tanay, dayanışma konseri akşam saatlerinde sembolik olarak Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda gerçekleştirildi.

- 18.12.2012 ODTÜ Direnişi: “Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ’den defol!”  Göktürk uydusunun uzaya gönderilişini canlı izlemek için ODTÜ'ye gelen Başbakan Erdoğan, ODTÜ'lü öğrenciler tarafından protesto edildi. Erdoğan'ın geleceği TÜBİTAK'a doğru yürüyüşe geçen öğrencilere polis müdahalede bulundu. Kampüs içinde çatışma sürüyorken yaşanan olaylarda 1 öğrenci başına hedef gözeterek atılan gaz bombası mermisiyle kafasından ağır yaralandı. 

Sabah saatlerinde AKP şefinin ODTÜ’ye geleceğinin duyulması üzerine Ekim Gençliği,  Emek Gençliği, Öğrenci Kolektifleri, TKP’li öğrenciler, İVME, Gençlik Federasyonu, Gençlik Muhalefeti ve Sosyalist Gençlik Derneği'nden öğrenciler biraraya gelerek protesto eylemlerine başladılar. Üniversitenin çeşitli yerlerinde yapılan ajitasyonlarda, tüm öğrenciler “Üniversiteler bizimdir, bizimle özgürleşecek!” sloganını yükseltmeye ve “Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ’den defol!” pankartı altında buluşmaya çağrıldı. Üniversite kampüsü erken saatlerden itibaren yoğun polis ablukasına alındı 2500 çevik kuvvet polisi ve onlarca panzer öğrencilerin protestosunu engellemek için hazırlandı. Saat 16.00’ya doğru Fizik Bölümü önünde toplanan öğrenciler, “Bilimi satan emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ'den defol!” pankartı açarak “Tayyip defol üniversiteler bizimdir!”, “AKP’den hesabı gençlik soracak!”, sloganları eşliğinde yürüyüşe başladı. TÜBİTAK’a doğru başlayan yürüyüşe katılımın sürekli arttığı ve her geçen dakika yeni öğrencilerin eyleme katıldığı dikkat çekti.  Yürüyüşün başlamasından 15 dakika kadar sonra ise üniversitede konuşlanmış olan polis hiçbir uyarı yapmaksızın öğrencilerin üzerine saldırdı. Yüzlerce gaz bombası atan ve panzerleri öğrencilerin üzerine süren polis çok sayıda öğrencinin yaralanmasına ve gazdan bayılmasına sebep oldu. Atılan gazbombaları nedeniyle ağaçların tutuştuğu ve kampüsün pek çok noktasında da yangın çıktığı görüldü. İlk saldırının ardından geri çekilen öğrenciler barikat kurarak eylemlerini sürdürdüler. Polisin vahşi saldırısı ise devam etti ve öğrencilerin kurduğu barikata yönelik gaz ve su ile saldırı sürdü. Öğrencilerin polis saldırısına taşlarla karşılık vermeleri ve barikatları ateşe vermeleri üzerine ise polis ses bombaları kullanmaya başladı. Fakülte binalarının içine de gaz bombaları atıldı.  Çatışmalar sırasında 20 kadar öğrenci de gözaltına alındı. Akşam saatlerine kadar süren çatışmaların ardından dağılmayan ODTÜ öğrencileri kütüphane önünde toplanmaya başladı. Saat 19.00’da yürüyüşe geçen öğrencilere polis yeniden saldırdı. 20.00 sıralarında yaklaşık 4 saat süren çatışmanın ardından Erdoğan'ın okulu terkettiğinin duyulması üzerine TKPli öğrenciler ve Gençlik Muhalefeti eylemin amacına ulaştığı ve artık daha fazla çatışmaya gerek olmadığını söyleyerek rektörle görüşmek üzere eylem alanını terk ettiler. Yaklaşık 200 kişi ise polis okuldan gitmeden eylemin bitirilemeyeceğini söyleyerek çatışmaya devam etti. Burada bir süre çatışıldıktan sonra polis yavaş yavaş geriye çekilmeye başladı. Direnişe devam eden öğrencilere 1000 kadar polisle tekrar saldırıldı. Bu esnada bir öğrencinin kafasına gaz bombası geldi ve bilincini kaybetti. Bir öğrencinin kolu kırılırken çok sayıda kişiye de plastik mermi ve gaz bombası isabet etti. Çatışmada yaklaşık 500'e yakın gaz bombası atılırken, polis ilk defa ses bombası kullandı. (kaynak: Kızılbayrak, Evrensel)

"... Polis Erdoğan gittikten sonra usulca çekilip gitmedi. En öndeki arkadaşlarımızı sıkıştırıp, aralarına alıp, kafalarını copladılar. Yere düşenlere de tekme atıyorlardı ve her yerden kadın çığlıkları, inlemeler duyuluyordu. Dayaktan ayakta duramayacak hale gelmiş öğrencilere gaz atıp gittiler sonra. Yerde yatan öğrencilerin gazı alıp uzağa fırlatacak hali dahi yoktu. Faşizmin en saf halini gördü Odtü bugün. Aynı zamanda son yılların en güzel direnişini." (Bir ODTÜ öğrencisinin anlatımından)


- 21.12.2012 ODTÜ Direnişinin intikamı alınıyor: 12 öğrenci gözaltındaODTÜ'de Recep Tayyip Erdoğan'ın üniversiteye gelişini protesto eden öğrencilere yönelik gözaltı operasyonu başladı. Bu sabah itibariyle başlayan ev baskınlarında şu ana kadar 12 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınan ve isimleri öğrenilebilen öğrenciler; Yeşiller ve Sol Gelecek PM üyesi Sercan Çınar, Bedirhan Şen, Mert Atmaca, Mustafa Bozkurt, Hasan Koç, Hüseyin Koç, Can Kaya, Güven Kazım Altunkaya, Cem Dursun, Batuhan Uluergüven, İlhan Şen ve İlhan Arslan. Ankara Barosu gözaltılarla ilgili Adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, gözaltındakilerin sayısının şu an 12 olduğunu ancak gün içinde bu rakamın 39'a çıkabileceğini söyledi. Feyzioğlu ayrıca gözaltı gerekçesinin öğrencilerin "terör örgütü adına eylem yapmak" ve "örgüte üye olmak" suçlamaları olduğunu açıkladı. Gözaltı sayısının artabileceği bildirilirken polis gazetesi Zaman'da "ODTÜ'yü karıştıran öğrencilere operasyon" başlıklı, emniyet bilgilerinden oluşan bir "haber" yayımlandı. Polis gazetesi Zaman'da yayınlanan "haber"de 20 öğrencinin daha gözaltına alınacağı söylendi. 

21.12.2012 Zonguldak'ta gözaltına alınan öğrenciler serbest bırakıldı - Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'nde 'Akademisyenler ve Öğrenciler Yeni Yök'ü Tartışıyor' konulu forum için bir araya gelen öğrenciler, son gün  tadilat gerekçesiyle salona alınmadı. Salona girmek isteyen öğrenciler ve özel güvenlik birimleri arasında arbede yaşandı. ÖGB tarafından darp edilen ve biber gazı sıkılan öğrenciler durumu protesto etmek için rektörlük önüne yürüyerek burada oturma eylemi yaptı. 'Zonguldak'tan ODTÜ'ye bin selam olsun!' sloganlarıyla ODTÜ'lü arkadaşlarına destek olan öğrenciler, çevik kuvvetin de okula girmesiyle 21 öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrencilerden 14'ü ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 7 öğrenci savcılıkta alınan ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. (Evrensel)

- 22.12.2012 İşkence görev gereği! İstanbul'da, beş polis memurunun 'Ağırlaştırılmış işkenceden' 48 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı dava sonuçlandı. Polislerin kanun hükmünü yerine getirdiğine hükmeden mahkeme, beraat kararı verdi. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianameye göre polis memurları Cihan Saraç, Osman Tozan, Recep Koç, Emre Hakim Çavuş ve Habip Karadelioğlu 5 Mart 2009 günü Ömer Avni Mahallesi'nde beklemekte olan Sosyalist Parti üyeleri Ufuk Özgün Erhan, İbrahim Doruk Balkan ve Ufuk Göllü'ye kimlik sordu. Polislerin 'Bize saldırdılar' iddialarına karşın Ufuk Göllü'nün sağ gözü morardı, burnu kırıldı, kolu, göğsü ve kafasında şişlikler oluştu. Savcılık, polislerin 'Zor kullanma sınırını aşıp işkenceye varacak şekilde kasten yaralama eylemini gerçekleştirdikleri' gerekçesiyle polisler hakkında 48 yıla kadar hapis cezası istedi. Yaklaşık üç yıldır devam eden davanın karar duruşması dün İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Dosyayı karara bağlayan mahkeme heyeti, polis memurları Cihan Saraç, Osman Tozan, Recep Koç, Emre Hakim Çavuş ve Habip Karadelioğlu'nun olay anında kanun hükmünü yerine getirdikleri, görev gereği zorunlu olan emri uyguladıkları kanaatine vararak ayrı ayrı beraatlerine hükmetti. (Akşam)

- 21.12.2012 Astım krizindeki taraftara polis terörü. İstanbul - Beko Basketbol Ligi'nde mücadele eden Olin Edirnespor ve Mersin Büyükşehir Belediyespor arasında oynanan basketbol maçında, astım hastası bir taraftara polisin müdahalesi kamuoyunda büyük tepki topladı. Olin taraftarlarının bulunduğu pota arkası tribünde fenalaşan astım hastası Mutlu Ülker isimli genç, polis tarafından copla vahşi şekilde darp edildi. Taraftarların şiddetli tepkisi karşısında diğer polisler hasta genci hırsla coplayan polisi zorlukla durdurarak nefes almakta zorlanan genç taraftarı hastaneye kaldırmak zorunda kaldı. Olayların yatışmasından sonra Mutlu Ülker bu kez de polis tarafından,‘görevli memuru mukavemet’ suçundan gözaltına alındı. Çıkan olaylarda yaralandığını ileri süren 7 polis rapor alarak şikayetçi oldu. Geceyi nezarette geçiren ve dün adliyeye çıkarılan Ülker tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Maraş ve 19 Aralık faşist katliamlarının yıldönümü

- 19-22 Aralık Operasyonu ve Direnişinin 12. Yıldönümü. 19 Aralık 2000!.. O gün devlet 8 jandarma komando taburu, 191 subay, 432 astsubay, 392 uzman jandarma, 281 uzman erbaş, 7 bin 80 er, Skorsky helikopterler ve 20 bini aşkın bombayla, hapishanelerdeki komünist ve devrimcilere vahşice bir imha operasyonu gerçekleştirdi.

19 Aralık operasyonu 12 Eylül askeri-faşist darbesinin bir devamıydı ve temelde onunla aynı amaçları güdüyordu: en iyi, en kararlı devrimcileri toplumdan tecrit edip katlederek, düzene, sermayenin sınıf diktatörlüğüne karşı her türlü karşı çıkma girişimine gözdağı vermek,en azından bir on yıl daha geniş kitlelerin düzene karşı en ufak bir başkaldırıyı akıllarından dahi geçiremeyecek şekilde sindirmek. Göz göre göre yapılan bu katliam, tüm burjuva medya kanallarından insanlara en adi, Göbelsvari yalanlar eşliğinde izletilerek çaresizlik duygusu bilinçlere bir daha çıkmamacasına yerleştirilmek istendi.

Dönemin Başbakanı Ecevit’in: “Cezaevlerine hakim olamazsak IMF politikalarını hayata geçiremeyiz” sözleriyle operasyonun sınıfsal niteliğini ortaya koyuyordu. Yeri geldiğinde en kanlı faşist operasyonların “sol” ve “sosyal-demokrat” partilerin başında olduğu hükümetler tarafından veya onların suç ortaklığıyla yürütülmesi de modern sınıf mücadelesinin eski bir yasasıydı. Operasyon bir yıl boyunca özel olarak planlanmış ve dönemin MGK’sı ve hükümet yetkilileri en az 200 ila 300 devrimci tutsağın öleceğini hesaplamıştı, ayrıca ne türden haberler yaptırılacağı, sendikaların, partilerin, derneklerin nasıl kullanılacağına dair bir plan yapılmıştı. Ancak yoldaşlarını kurtarmak için göğüşlerini kurşunlara ve bombalara siper eden devrimci tutsakların kahramanlığı sonucunda bu planlar boşa çıkarıldı. İstenilen katliam sayılarına ulaşılamadı. Yine de 28 devrimci katledildi, onlarcası sakat bırakıldı, işkencelerden geçirildi.

Ne var ki gerçekler inatçıdır. Aradan geçen yıllarda devrimci ve demokratik güçler “Hayata Dönüş”ün gerçek yüzünü o dönemde burjuvazinin elindeki bütün baskı ve manipülasyon araçlarıyla bu katliamı pasif şekilde izletmeyi başardığı kitlelerin bilincinde mahkum ettirmeyi başardılar. O dönemde “Sahte Oruç Kanlı İftar” diye manşet atan aynı basın tekelleri günümüzde 19 Aralık katliamına sahte gözyaşları döken yazılar, tv programları hazırlamaktan utanmıyorlar. Ancak bu onların aynı suçları göbekten bağlı oldukları sınıfın çıkarları gerektirdiğinde yine işlemeyecekleri anlamına gelmiyor. O yüzden: Hiçbirşeyi Unutmadık, Unutturmayacağız!

Operasyonun bilançosu:
1. Ahmet İbili. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar. Ümraniye.
2. Ali Ateş. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
3. Ali İhsan Özkan. Bursa.
4. Alp Ata Akçayüz. Ateşli silah yaralanması. Ümraniye
5. Aşur Korkmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
6. Berrin Bıçkılar. Yanık ve ölüm orucu sonucu ölüm. Uşak.
7. Cengiz Çalıkoparan. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
8. Ercan Polat. Karın alt kısmında ateşli silah yarası. Ümraniye.
9. Fahri Sarı. Kurşunla ölüm. Çanakkale.
10. Fırat Tavuk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
11. Fidan Kalşen. Kurşun ve yanma sonucu ölüm. Çanakkale.
12. Gülser Tuzcu. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
13. İlker Babacan. Çanakkale.
14. İrfan Ortakçı. Çankırı.
15. Murat Ördekçi. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
16. Murat Özdemir. Bursa.
17. Mustafa Yılmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa.
18. Nilüfer Alcan. Yüzü ve elleri 1. derecede yanık, duman zehirlenmesi. Bayrampaşa.
19. Özlem Ercan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
20. Seyhan Doğan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
21. Sultan Sarı. Çanakkale.
22. Şefinur Tezgel. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa
23. Ünsal Gedik. Kafasında ekimoz var. Karbonmonoksit zehirlenmesi olabilir. Ümraniye.
24. Yasemin Cancı. Uşak.
25. Yazgülü Güder Öztürk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa.
26. Halil Önder. Ceyhan.
27. Hasan Güngörmez. Ölüm Oruçcusu. Sincan.
28. Rıza Poyraz. Ateşli silah yaralanması, künt kafa travması. Ümraniye.
29. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye.
30. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye.

Operasyon Düzenlenen Cezaevi Sayısı: 20
Öldürülen Tutuklu Ve Hükümlü Sayısı: 30
Hastaneye kaldırılan yaralı Tutuklu-Hükümlü: 237
Yaşamını Yitiren Asker: 2
Yaralanan Asker sayısı: 6
Edirne F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 348
Kocaeli F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 340
Sincan F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 341 Kartal F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 67
Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine Sevkler: 45
Açlık grevi süren cezaevi: 41
Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar: 259
Operasyondan sonra ölüm orucunu sürdürenler: 357
Açlık Grevini Sürdürenler: 1656
Operasyonu Protesto sırasında Gözaltına Alınanlar: 2145
Operasyonu Protesto Edenlerden Tutuklananlar: 58
Copla tecavüz iddiası: 8
Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası: 18
Mühürlenen dernek sayısı: 2

- İçerde, Dışarda, Hücreleri Parçala!
- Zindanlar Yıkılsın, Tüm Devrimci, Demokrat ve Yurtsever Tutsaklara Özgürlük!

- 19-26 Aralık 1978 Maraş Katliamının 34. yıldönümünde: 'Katliamın önderleri üst mercilerde'. 

Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kürt Dili ve Tarihi Komisyonu (Komîsyona Ziman û Dîroka Kurdan a Zanîngeha Bogazîciyê) tarafından Maraş Katliamı ve Roboski Katliamı'nın yıldönümleri nedeniyle bir panel düzenlendi. Üniversitenin New Hall salonunda dün (21 Aralık) düzenlenen panelin Maraş Katliamı'yla ilgili oturumunda konuşan katliam tanığı Şêxo Demir, o gün Maraş Emniyet Müdürü'nün Abdulkadir Aksu* olduğunu hatırlatarak, "O günkü katliamın önderleri, bugün üst mercilerde görevde" dedi.

Panele Demokratik Özgür Alevi Hareketi (DÖAH) adına İbrahim Erdoğan, katliam tanıkları Şêxo Demir ve Alevi dedesi Memet Yüksel, 78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can konuşmacı olarak katıldı.

"Alevi katliamıdır ve politik bir katliamdır"

Maraş Katliamı'nın ne ilk ne de son katliam olduğunu vurgulayan Mehmet Yüksel, Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere ve Kürtlere karşı sistematik bir biçimde katliamlar yapıldığını söyledi. Maraş Katliamı'nın yapıldığı 1978'de ortaokul öğrencisi olduğunu belirten Yüksel, katliamın yapıldığı gün yaşadıklarını şöyle anlattı:

"O gün heryer darmadağın edilmişti. Dışarıdaydım, sonra eve gittim. Kapıyı çalınca arkama döndüm, birilerinin silahla bana nişan aldığını gördüm. Hemen kapı açıldı, biri beni eve aldı. Ondan sonra onlarca mermi kapıya isabet etti. Bize, 'Teslim olun' dediler. Teslim olmadık. Sonrasında evi ateşe verdiler."

Maraşlı olmasına rağmen hiçbir yerde Maraşlı olduğunu söyleyemediğini belirten Yüksel, "Çünkü hiçbir zaman Maraş'ı içimize sindiremedik. Alevi katliamıdır; ancak bu katliam politik bir katliamdır" dedi.

"Kenger, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı seçildi; bu meclisten ne beklenebilir?"

Katliamın başlamasından üç gün sonra Maraş'a gittiğini belirten Şêxo Demir, şunları söyledi: "Maraş'ta bazı arkadaşlarla karşılaştık. Herşey yanıyordu. Sokaklar simsiyah... Devlet hastanesine gittim. Orada tesadüf eseri bir tanıdık hemşireyle karşılaştık. Bana, 'Burada ne işin var? Buraya yaralı getirilen Alevileri iğne vurarak öldürüyorlar' dedi."

Maraş'ın Kıbrıs Caddesi üzerinde bir yığın insanın kaçıştığını gördüğünü anlatan Demir, "Bir kadını kovaladılar. İlk önce kolunu kırdılar. Karnına satırla vurdular. Çocuğunu çıkardılar. Çocuğun boynuna tel bağlayıp bir ağaca astılar. Böyle bir şuursuz toplum başka bir yerde yok. Bu caniler hala aramızdadır" dedi.

Katliamda başı çeken Ökkeş Kenger'in** 1991'de milletvekili olduğunu hatırlatan Demir, "Daha sonra İnsan Hakları Komisyonu Başkanı seçildi. Bu meclisten daha ne bekleyebilirsiniz? Benim bu meclisten hiçbir beklentim yok" dedi.

Katliam sırasında Abdulkadir Aksu'nun Maraş Emniyet Müdürü olduğunu da hatırlatan Demir, "Aksu'yu milletvekili yaparak ödüllendirdiler. O günkü katliamın önderleri bugün üst mercilerde görev alıyorlar" dedi.

* Abdulkadir Aksu, Kasım 1989'da Yıldırım Akbulut başkanlığında kurulan hükümet ve Mart 2003'de Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan hükümette içişleri bakanı; halen Adalet ve Kalkınma Partisi Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcısı ve İstanbul milletvekili

** Ökkeş Kenger, Adana Sıkıyönetim Mahkemesi'nde görülen Maraş Katliamı davasında bir numaralı sanık; Maraş'taki olaylar sırasında sinemaya bomba atarak halkı galeyana getirme suçu isnad edildi ve beraat etti. Beraat ettikten sonra Şendiller soyadını aldı. 1991 seçimlerinde Refah Partisi'yle ittifak yapan Milliyetçi Çalışma Partisi'nin (MÇP) adayı olarak Maraş'tan milletvekili seçildi. MÇP'den ayrılarak geçtiği Büyük Birlik Partisi'nde, istifa ettiği 2008 yılına kadar genel başkan yardımcılığı yaptı.

(Kaynak: imc-tv)


Fabrikalardan İşletmelerden Direnişlerden 

- 17.12.2012 Asgari yaşam istemiyoruz! İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki kamu emekçileri ve taşeron işçilerin asgari ücretin bin 500 TL olması talebiyle topladıkları imzalar meclise gönderildi. Sağlık emekçileri insanca yaşam koşullarının yaratılması için mücadele çağrısında bulundu. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki kamu emekçileri ve taşeron işçiler asgari ücretin bin 500 TL olması talebiyle başlattıkları imza kampanyasını yaptıkları basın açıklamasıyla sonlandırdı.  Toplanan imzalar Meclise gönderildi. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasını sağlık emekçileri adına Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi Gökhan Erbil yaptı. Erbil, asgari ücrete yapılan yüzde 3’lük zam oranını eleştirerek, “Bugün açlık sınırı 958 TL, yoksulluk sınırı 3 bin TL asgari ücret ise 740 TL. Biz işçi  ve emekçiler bırakın insanca bir yaşamı, karnımızı doyuracak durumda bile değiliz” dedi. Bütçede savaşa ayrılan paya dikkat çeken Erbil, “Bütçeden işçilere, memurlara, emeklilere, kaynak aıyrmayı yük olarak gören hükümetin içeride ve dışarıda savaşı tırmandıran politikalarının faturası her geçen gün artıyor. 2013 bütçe tasarısında savaş harcamaları için yüzde 50 oranında artış görünüyor” diye konuştu. BIBER GAZINA YÜZDE 36 ASGARI ÜCRETE YÜZDE 3 AKP Hükümetinin hak arayan tüm kesimlerin taleplerine gazla cevap verdiğini sözlerine ekleyen Erbil, hakkını arayan bütün kesimlerin taleplerini gazla, copla, silahla, bastırmak doğrultusunda izlenen AKP’nin gerginlik politikasının gereği olarak ihtiyaç duyduğu  savunma ve güvenlik harcamaları 2013 bütçesinde yüzde 36 artırılmaktadır” dedi. (Evrensel)

- 18.12.2012 Arçelik'te 90 işçi Türk Metal-patron işbirliğiyle işten atıldı. Arçelik Buzdolabı Fabrikası'nda 10 Kasım 2012 tarihinde Türk Metal Sendikası'nın fabrikada açıkladığı TİS taslağına karşı eylem yapan işçilerin çoğunlukta olduğu 90 işçi dün işten çıkarıldı. İşten çıkarılan işçiler Türk Metal Sendikası şube yöneticileri ile gerçekleştirdikleri telefon konuşmasında işten çıkarıldıklarını ve sendikanın neden burada olmadığını sordu. Bu soru karşısında yöneticilerden "Yargı yolu açık mahkemeye başvurabilirsiniz" cevabı alan işçiler, sendikalarının kendilerine sahip çıkmadığını söyledi. Bu duruma tepki gösteren bir işçi ise "Bizim sendikamız işveren. İşveren ile sendika birbirine kenetlenmiş. İşveren ne derse o olur" dedi. İşten çıkarılan işçilere söylenen gerekçe ise oldukça ilginç. İşçilere İngiltere'de satış temsilcisi olan firmanın battığı ve bu nedenle de satışlarda düşüş yaşandığı için işten çıkarıldıkları söylenirken, işçiler bu işten çıkartmaların arkasında Türk Metal Sendikası'nın olduğunu söyledi. Parça parça çıkarmalarla toplamda 90 işçi işten çıkarılırken, işten çıkarılan işçi sayısının artacağı tahmin ediliyor. 7 ile 21 yıl arasında Arçelik Buzdolabı Fabrikası'nda çalışan işçilerin yanı sıra işe yeni giren genç işçilerin de neredeyse tamamı işten çıkarıldı. Türk Metal Sendikası tarafından geçtiğimiz günlerde işyeri temsilciliği teklif edilen ancak bu teklifi kabul etmeyen 4 işçi ve 2013 Mart'ında emekli olacak bir işçi de dün işten çıkarılanlar arasında. Hiç beklemedikleri bir anda işten çıkarılan işçilerin bir çoğunun kredi borcu var. 15-20 yıllık emeklerinin çöpe gittiğini kaydeden işçiler, Türk Metal Sendikası'nın da kendilerine sahip çıkmadığını belirtti. Sendikanın geçen sene cüzdan dağıttığını anlatan başka bir işçi de, bu sene kendilerine katı meyve sıkacağının dağıtıldığını dile getirdi. İşçi, sendikanın da sadece bu işe yaradığını söyledi. Eskişehir'de Arçelik Buzdolabı Fabrikası işçileri, Türk Metal Sendikası'nın fabrikada açıkladığı TİS taslağına karşı eylem yapmıştı. Tepkilerini fabrikada yemek yemeyerek gösteren işçiler, sendikanın tüm ikna çabalarına rağmen iş çıkışı OSB ile şehir merkezi arasında 10 km yürüyerek Türk Metal Sendikası'na tepkilerini dile getirmişti.

- 21.12.2012 Karaca Deri’de direniş.  TUZLA Organize Deri Sanayi Bölgesinde bulunan Karaca Deri’de Deri-İş Sendikası örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor. Deri-İş Sendikasına üye olduğu için işten atılan Mustafa Keleş isimli işçi de 6 gündür işyeri önünde direnişte. 9 yıllık işçi olduğunu söyleyen Keleş, insanca yaşamak için anayasal hakkını kullanarak Deri-İş Sendikasına üye olduğunu, bu nedenle de işten atıldığını kaydetti. İşçilerin haklarını arayınca işten atıldıklarını söyleyen Keleş, sendikalı olarak işe dönene kadar mücadelesini sürdüreceğini söyledi. (Evrensel)

- 21.12.2012 THY Direnişinde 200 gün geride kaldı. İŞ kollarına getirilen grev yasağına karşı eylem yaptıkları için işten atılan Türk Hava Yolları işçilerinin direnişi sürüyor. 200 gün geride kaldı. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası ile grev yasağı kalktı. Fakat işten atılan 305 işçi işe geri alınmadı. Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali önünde soğuk ve karlı havada direnişlerini sürdüren işçiler, direniş başarıya ulaşana kadar mücadelelerini sürdürmeye kararlı.Hava-İş Sendikası Genel Başkanı Atilla Ayçin, iki amaçlarından birini gerçekleştirip grev haklarını geri aldıklarını, şimdi sıranın işe iadeye geldiğini söylüyor. Düğüm noktasının toplusözleşme görüşmesi olduğunu belirten Ayçin, sözleşmede şart olarak koydukları ‘işe iade’ dışında başka bir madde bulunmadığının da altını çiziyor ve ekliyor “Biz çok net, çok açık söylüyoruz; 305 arkadaşımız işe iade edilmediği takdirde, Türk Hava Yolları 24. sözleşmesi bitmeyecek” dedi. Ayçin, konfederasyonları Türk-İş’e tepki göstererek, “200 gün geçti hala yerimizi dahi bilmiyorlar. Gelmediler, gelmesinler. Gölge etmesinler başka ihsan istemez” dedi.  

- 21.12.2012 Şişecam işçisi işi ve ekmeği için eylemde. Şişecam’ın en eski fabrikalarından biri olan Anadolu Cam Sanayi Topkapı Fabrikası, Eskişehir'e taşınacak. Taşınma sırasında işçileri götürmeyeceğini söyleyen patrona işçilerin tepki gün geçtikçe yükseliyor. İki haftadır fabrikaya yürüyüşlerle giren, yemek boykotları yapan Kristal-İş üyesi işçiler, bugün de İş Bankası kuleleri önünde eylem yaptı. Kanyon Alışveriş Merkezi önünde toplanan işçiler ve aileleri “İş, ekmek yoksa barış da yok”, “Şişecam şaşırma sabrımızı taşınma” sloganlarıyla İş Bankası kuleleri önüne yürüdü. Kristal-İş üyesi işçilerin eylemine Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Deri-İş Genel Başkanı Musa Servi, Türk-İş Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak, Deri-İş, Petrol-İş, Yol-İş, TÜMTİS, Tes-İş şubeleri ile EMEP, "TKP 1920" ve ÖDP de destek verdi. Deri-İş'e üye oldukları için işten atılan Zegna işçileri de eyleme katıldı.

Eyleme direnişlerinin 316. günündeki Hey Tekstil işçileri de destek verdi. Hey Tekstil direnişçileri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) önündeki eylemlerini sürdürürken Kristal-İş üyesi Şişecam işçilerinin eylemine de katıldılar. Direnişteki Hey Tekstil işçileri eylem hazırlığındayken Kanyon AVM önüne gelen Şişecam işçilerinin eylemine katılarak sınıf dayanışması örneği gösterildi. Kristal İş Sendikası’na üye Şişecam işçileri aileleri ve destekçileri ile birlikte İş Kuleleri’ne yürüdüler. Hey Tekstil işçileri TOBB önüne gelmeden yine polis barikatıyla karşılaşırken bugünkü eylemde Deri-İş Sendikası Başkanı Musa Servi de katılarak bir konuşma yaptı. Hey Tekstil işçileri adına yapılan basın açıklamasını Zeki Gördeğir okudu. Açıklamada direnişin 316. gününe gelindiği ifade edilerek şunlar söylendi: “Haklarımızı gasp edenlere, direnişimizi duymayanlara, yok sayanlara karşı mücadele ısrarımızı sürdürüyoruz. Bu ısrarımızı tüm haklarımızı alıncaya kadar sürdüreceğiz. İstanbul polisinin seferber olması, polis saldırıları ve kar tipi bizi haklı yolumuzdan çeviremeyecek. Çünkü biz haklıyız.” (Evrensel, Kızılbayrak) [Sınıf Gündemi'nin Notu:  Evrensel gazetesinin haberinde aynı yerde eylem yapan Hey Tekstil işçilerinin Şişecam işçileriyle gösterdiği dayanışma görmezden gelinmiştir. Evrensel, EMEP'in zayıflatılmasında tayin edici bir rol oynadığı Hey Tekstil direnişini "anlaşılır" nedenlerle görmezden gelme tutumunu sürdürüyor.]

- 21.12.2012 Sivas Demir Çelik işçilerinden eylem. Sivas Demir Çelik İşletmeleri'nde (SİDEMİR) çalışan yaklaşık 200 işçi 3 aylık maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle kent meydanında eylem yaptı. Zaman zaman polis saldırısına maruz kalan işçiler, Vali Yardımcısı Veysel Çiftçi ile görüştükten sonra dağıldı. SİDEMİR'de çalışan yaklaşık 200 işçi, 3 aylık maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle eylem yapmak için kent merkezindeki Saraybosna Parkı'nda toplandı. İşçiler buradan kent meydanına yürüdü. Hükümet Meydanı'nda toplanan işçiler polis koridoruna alındı. Sloganlar atarak maaşlarının ödenmesini isteyen işçiler adına bir heyet Vali Vekili Veysel Çiftçi ile görüşmek için valiliğe gitti. SİDEMİR Genel Müdürü Tolga Demirel'i telefon ile arayan Vali Vekili Veysel Çiftçi işçilerin maaş sorunlarının çözülmesini istedi. İşveren, vali vekiline işçilerin alacakları parayı aralık ayı içerisinde belirlenen tarihlerde 3 eşit taksit halinde ödeneceği sözünü verdi. Haberi alan işçiler meydana gelerek durumu diğer işçi arkadaşlarına anlattı. Ancak bu ödeme planını kabul etmeyen işçiler meydanda eylemlerine devam etti. Maaşlarının tamamının ödeme sözü verilmeden eylemlerine son vermeyeceklerini söyleyen işçiler, ikinci kez vali vekili Veysel Çiftçi ile görüşmek için valilik binasına gitti.
Bu sırada bir grup üniversite öğrencisi de işçilere destek vermek için alana geldi. Öğrencilerin gelmesini provokasyona dönüştüren polis, “aranızda işçi olmayanlar var” diyerek, halay çeken kitleye biber gazı ile saldırdı. Gazdan etkilenen bazı üniversite öğrencileri ile işçilerin bir kısmı baygınlık geçirdi. Fenalık geçiren bazı üniversite öğrencileri ve işçiler olay yerine gelen 112 Acil Servis ambulansları ile hastaneye götürüldü. Vali vekili Veysel Çiftçi ile ikinci kez görüşerek işçilerin yanına gelen işçi temsilcisi Mahmut Kuzucu, "Valimiz şirketimiz genel müdürü ile görüştü. İçerde olan ekim ve kasım maaşlarımızın tamamen ödeneceği sözünü aldı. Bundan sonrada maaşlarımızın sıkıntısız bir şekilde ödeneceği teminatını verdi. Fabrikadan gelen faksı arkadaşlarımız ile paylaştık. Bunun üzerine burada yapmış olduğumuz eylem sona ermiştir" dedi. Yaklaşık 4 saat meydanda bekleyen işçiler bu haberin ardından dağıldı. (Kızılbayrak.net)

- 21.12.2012 TOKİ işçileri iş bıraktı. Giresun'daki Başbakanlık TOKİ inşaatı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi yapımını üstlenen Su Yapı Denetimi şirketine bağlı olarak çalışan işçiler bir buçuk aydır ücretlerini alamamaları nedeniyle iş bıraktı. İşçilerden Ali Kutbay, şirketin adamı olan bir tanıdığı aracılığı ile Samsun’un Canik ilçesinden geldiklerini, kendilerine yardımcı olan tanıdığının şimdi Ankara’da olduğunu bu nedenle ona ulaşamadıklarını kaydetti. Şirket yetkilileri ile yaptıkları anlaşma gereğince günlük 50 lira günlük ücreti karşılığında anlaştıklarını, bir buçuk aydır kendilerine hiçbir ödeme yapılmadığını dile getiren Kutbay, sorunlarını anlatmak üzere şirket yetkililerine gittiklerini, hak ettikleri ücretlerini istediklerinde, “siz çalışmaya devam edin, ücretlerinizi yakın zamanda alacaksınız” denildiğini aktardı. Bir süre daha çalışmaya devam ettiklerini anlatan Kutbay, bu sözlerin yalan olduğunu anladıkları zaman iş bıraktıklarını söyledi. İş bırakma eylemine başlayınca sivil polislerin “Sendikanız yok, grev yapamazsınız” diyerek işçileri korkurtmaya çalıştığını aktaran Kutbay, “Her gün inşaatın çevresinde dolanarak grev kararımızdan vazgeçmemiz gerektiği konusunda bize baskı yapıyorlar. Bizler bir buçuk aydır ücret alamıyoruz. Bizim dışımızda dört aydır ücret alamayan demir ustası olarak çalışan işçiler de var. Onlar işten çıkarılırız korkusuyla seslerini çıkaramıyorlar. Bu işçilerden Ordu’lu olduğunu bildiğimiz bir işçi 40 bin lira alacağını almak için şirkete geldi. Bize hak edişini alamadığını söyledi. 1000 lira taşınma bedelini bulabilirse Ordu’ya geri taşınmayı düşündüğünü söyledi. Bizler kalıp ustası olarak çalışıyoruz. Bizden önce inşaatın başlamasından itibaren beş grup kalıp ustası işçi, bizim gibi ücretlerini alamadan işi terk edip gitmişler” diye konuştu. Ücretlerinin peşine düşmeden bırakıp gitmelerinin istendiğini söyleyen Kutbay, ücretlerini almadan gitmeyeceklerini ifade etti. (Evrensel)

Emperyalist rekabet

- 21.12.2012 - Güney Kürdistan'ın petrol ve doğalgaz kaynakları Türk sermayesinin ağzını sulandırıyor "Osmanlı'dan bu yana böyle fırsat gelmedi!"Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlanan 'World Energy Outlook 2012' raporunun Türkiye tanıtımı toplantısından sonraki oturumda  konuşan Genel Energy Başkanı Mehmet Sepil Kuzey Irak'ta çok önemli petrol ve doğalgaz potansiyeli bulunduğuna işaret ederek, 'Bugün Kuzey Irak'ın sahip olduğu gaz ve petrol, Osmanlı'dan beri Türklerin eline geçmiş en büyük fırsattır ve bunun kullanılması gerekir. Bu yapılmadığı takdirde, 15 yıl sonra 'ah', 'vah' şeklinde konuşacağız' dedi. 1 MİLYAR DOLARLIK ALIM GENEL Energy'nin şu anda Kuzey Irak'ta belki de en fazla petrolü üreten ve gaz potansiyeline sahip firma olduğunu vurgulayan Sepil, 'Kuzey Irak'a olan inancımızı son 6-8 ay içinde gösterdik. Londra Borsası'na açıldıktan sonra, üç ayrı sahada 1 milyar dolarlık alım yaptık. Bizim buraya olan inancımızı başka bir ifade etmemize gerek yok. Parayı bastırıyorsanız zaten inanıyorsunuz demektir' dedi. Ucuz gaz Kuzey Irak'tan ULUSLARARASI Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti Dr. Fatih Birol da dünyada enerji dengeleri değişirken ana tetikleyicinin Amerika ve Kanada olacağını söyledi. Birol, Irak'ın, günde 3 milyar varil petrol ürettiğini, 2020'de bu rakamı 6 milyar varile çıkarabileceğini aktarırken, 'Türkiye, en düşük maliyetli doğalgazı Kuzey Irak'tan alabilir' öngörüsünde bulundu. İsrail gaz fiyatları düşürebilir SEPİL Türkiye'nin ucuz enerjinin kaynağının Irak ve İsrail olduğunu belirterek, 'İsrail'de yeni sahaların keşfiyle yeni gaz imkanları mümkün. Şu anda politika bu gazın Türkiye'ye gelmesini engelliyor. Ancak İsrail ve Irak'ın kapasitelerini arza koyacaklarını düşünüyoruz. Bunlar, Türkiye'de enerji fiyatlarının düşmesine sağlayacak en önemli kaynaklar olacak' dedi. Turcas Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Batu Aksoy da 10 yılda Türkiye'de enerji fiyatların ucuzlamayacağını dile getirerek 'LNG ve gaz depolamanın yanı sıra doğalgaz ile petrol boru hatlarına yoğunlaşmamız gerekiyor' dedi. (kaynak: Aksam.com.tr)

Haftanın Gündemi (9-16 Aralık 2012)

.........

7 Aralık 2012 Cuma

Haftanın Gündemi (2-9 Aralık 2012)

Politik Gündem 


- 6.12.2012 TÜSİAD'ın ABD Ziyareti

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner başkanlığındaki TÜSİAD heyeti, 4-5 Aralık 2012 tarihlerinde ABD’de bir dizi temas gerçekleştirdi. Temaslar çerçevesinde Türkiye ile ABD arasındaki "stratejik ortaklık" unsurlarının yanısıra ikili ekonomik ilişkiler de ele alındı. Heyet, öncelikli olarak ABD’nin hükümet çevrelerine yakın düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü ile oluşturulan ve 2013 yılında başlayacak olan “TÜSİAD Türk-Amerikan Forumu” çerçevesinde bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ABD-Türkiye arasındaki "stratejik ortaklığın geleceği" ele alındı. TÜSİAD heyeti ABD ziyareti kapsamında Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti milletvekilleri ile biraraya geldi. German Marshall Fund (GMF) ve Dış İlişkiler Komitesi ile görüşen heyet, ABD Dışişleri Bakanı Vekili Jose Fernandez’i de ziyaret etti. Ümit Boyner başkanlığındaki TÜSİAD heyeti, Washington'daki temaslarının ardından TÜSİAD'ın Washington Temsilciliği'nde bir basın toplantısı düzenledi. 

Boyner: "Türkiye'ye rağmen bir şeylerin olamayacağını ABD biliyor"

ABD başkanlık seçimlerinden sonra Türk-Amerikan ilişkilerinin yönüne dair izlenimler almanın kendileri için önemli olduğunu dile getiren Boyner, şunları söyledi: 'TÜSİAD olarak Türkiye'nin batı dünyasına sivil sesiyiz, o nedenle Washington'ın yeni dönemde nasıl bir çizgi izleyeceğini öğrenmek istedik. ABD'nin önceliğinin ekonomik konularda olduğu görünüyor, örneğin mali uçurum ABD'nin gündeminde. Asya'ya yönelim de Obama'nın gündeminde. Ama şunun altını çizmeye çalıştık: Özellikle Arap Baharı'ndan sonra bizim bölgemizde yaşanan sorunlar karşısında, ABD'nin çok da kolay Ortadoğu'yu tamamen bir kenara iterek tüm dış politika gayretlerini Asya'ya yöneltmesi ne kadar gerçekçi olabilecek bilmiyorum ama şunu da gördük, bölgedeki ortam Amerika için hala öncelik konusu. Türkiye'nin de stratejik ortaktan model ortak konumuna çıkması Türkiye'nin önemini burada ortaya koyuyor. Bu dönemde tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye'ye rağmen bir şeylerin olamayacağını ABD biliyor. Türkiye'nin ABD'nin limitlerini görmesi önemli ama ABD de Türkiye'nin önceliklerini dinlemek ve değerlendirmek zorunda''. 
         
"Türkiye'nin İran konusunda arabuluculuk görevi çok önemli"

Boyner, dış politikada genel olarak Suriye ve İran konularının gündemde olduğunu belirterek, ABD'nin, Suriye ve İran meselelerinde Türkiye ile sürekli koordinasyon içinde olmak istediğini gördüklerini ve yetkililerin, kendilerine, bu konularda Türk hükümetiyle koordinasyon sürdürdükleri ve çok yakın çalıştıklarını belirttiklerini kaydetti. Boyner, ''Bu sorunlara çözüm üretirken Türkiye'nin çözümün bir parçası olması gerektiği konusunda sanırım karşılıklı anlayışı burada görme imkanı bulduk'' dedi. Bir soru üzerine, ''Türkiye'nin İran ile enerji alışverişi nedeniyle yaptığı ödemeleri ile ABD'de bu konudaki yaptırımlarla ilgili yeni düzenlemelerin yapılacağına dair konuların gündeme geldiğini'' belirten Boyner, ''Biz de TÜSİAD olarak Türkiye'nin, gerçekten İran ile ilişkisi açısından farklı konumda görülmesi gerektiğinin altını çizdik. Neticede, enerji konusunda tek bir ülkeye bağlı hale gelemeyiz. Bu hassasiyeti bir ölçüde görüyorlar diye düşünüyorum'' dedi. Diğer taraftan ABD ile Türkiye arasındaki ekonomik gelişmelerin de programlarında yer aldığını belirten Boyner, ikili ticaret dengesinin Türkiye aleyhine devam ettiğini ifade ederek, bu konularda yapılabileceklerin gündeme geldiğini söyledi. Boyner, ''ABD'nin Türkiye ile ekonomik ilişkileri geliştirme adına da ciddi bir gayreti var. Burada görüştüğümüz neredeyse her temsilciyle bu konu öncelikli olarak gündeme geldi'' dedi. - Anadilde savunma 2013'e kaldı. Meclis'te gazetecilerin sorularını yanıtlayan AKP Grup Başkanvekili Canikli, anadilde savunma hakkı getiren düzenlemenin ne zaman görüşüleceğine ilişkin bir soru üzerine, "Anadilde savunma yılbaşı sonrasına kaldı. Şimdi sıkıştırmayalım. Meclis biraz rahatlasın dedik" şeklinde yanıt verdi. Canikli, dokunulmazlıklara ilişkin olarak "Nasıl objektif kriterler bulabiliriz, çalışmaları devam ediyor. Yılbaşından sonra hız kazanır. Bunun anadilde savunma düzenlemesiyle ilgisi yok. O kendi sürecinde yürüyor. Aralarında bir bağ yok" dedi. 

Sınıf Gündemi'nin yorumu: İşbirlikçi-tekelci sermaye "model ortaklık", "bölgede ona rağmen iş yapılamaz bir güç olmak", "bir üst lige sıçramak" gibi söylemleriyle stratejik uşaklıktan model uşaklığa yükselerek emperyalist ülkeler ligine sıçrama özlemlerini dile getirmektedir. Tekelci patronlar kulübü özellikle ABD emperyalizminin stratejik yönelimlerini yakından takip etmekte, bölgedeki önde gelen diğer ABD taşeronu devletlerle rekabet halinde en iyi ve etkili taşeron haline gelerek bu amacına ulaşmaya çalışmaktadır. TÜSİAD'ın son ABD ziyaretinden sonra yapılan yukarıdaki açıklamalar TC'nin "Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika"da maceracı girişimlerinin, büyük ağabey rolüne soyunma çabalarının sadece mevcut hükümetin ideolojik eğilimlerinden kaynaklandığını zanneden çevreler fena halde yanıldıklarını kanıtlamaktadır.

-  Kılıçdaroğlu: Köşk'e Erdoğan ve Gül aday olursa, Gül'ü destekleriz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir tv kanalında kendisine yöneltilen "İki aday olması durumunda Gül'e destek verir misiniz?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Eğer sadece iki aday olursa koşullarda sadece iki ismi öne çıkmak durumunda kalırsa bakarız neden olmasın."

Patriotlar için binin üzerinde NATO askeri geliyor. Almanya ile Hollanda'dan 4 Patriot kesinleşti. ABD'den de en az 2 Patriot bekleniyor. Bataryalardan 3'ü Adana, Malatya ve Diyarbakır'a kurulacak. Patriot başına bin asker gelmesi bekleniyor.

Komuta NATO'da olacak. * Bir Patriot füzesinin etki alanı, 25 kilometre çapında bir daireyi kapsıyor. Her bir Patriot'ı opere etmek için 70-80 personel gerekiyor. * Patriot füzeleri ortak savunmanın bir parçası olacağı için komutayı da NATO yürütecek. "Butona basma yetkisi" Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı'nda (SACEUR) olacak. Sistemlerin hangi hallerde kullanılacağıyla ilgili angajman kurallarının belirlenmesinde Ankara'nın söz hakkı olacak. * Patriot sistemleri ileri teknolojiyle çalıştığından angajman kurallarına bağlı olarak füzelerin olası bir tehdit halinde ateşlenmesi otomatik ya da yarı otomatik olarak sağlanabiliyor. * Sisteme önceden yüklenen angajman kurallarına bağlı olarak füzeler ya bilgisayar tarafından otomatik olarak ateşleniyor ya da sistemde görevli NATO subayı emri veriyor. 

Oğullarını arayan babaya 'Neden dava açtın' cezası. Oğulları Ayhan ve Ali gözaltında kaybedildiği gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açan Osman Efeoğlu çıkan kararla şaşkına döndü. Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği’nde okuyan Ayhan ve İTÜ İnşaat Mühendisliği’nde okuyan Ali Efeoğlu kardeşler, 1992 ve 1994’te, iddiaya göre, gözaltına alındıktan sonra kaybedildi. Eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın, geçen yıl sorgusunda, “Ayhan Efeoğlu, işkencede öldürüldü, Silivri’deki bir araziye gömüldü” demesinin ardından, emekli astsubay olan babaları Osman Efeoğlu, Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı’na tazminat davası açtı. Dava devam ederken, Anayasa Mahkemesi 16 Aralık 2011’de idare hakkında açılan davaların asliye hukuk mahkemelerinde görülebileceğine ilişkin yasayı iptal etti.Kararın ardından, bu mahkemelerde devlet aleyhine açılmış onlarca davayla birlikte Efeoğlu davasında da 23 Mayıs 2012’de ‘görevsizlik kararı’ verildi ve bakanlık avukatının 1.250 TL’lik ücreti, Ayhan ve Ali Efeoğlu’nun babasına kesildi. 

9.12.2012 Polis Hastanede Nebiha Aracı’nın Sahiplenilmesine Tahammül Edemedi. Ferhat Gerçek’in felç kalmasının sorumlusu polislerin bulunduğu Bahçelievler Karakolu’na yönelik eylemin şüphelisi olarak yaralı yakalanan Nebiha Aracı 9 Aralık günü Okmeydanı SSK Hastanesi’ne getirildi. Aracı’yı sahiplenmek için TAYAD’lı Aileler de hastaneye gittiler. Hastane içerisinde bekleme sırasında, polisler hiç bir gerekçe göstermekden, saldırarak hastane içinde gözaltına aldı. Orada bulunan avukatlar insanların sadece beklediğini, her hangi bir şey yapmadığını belirtmesi üzerine, polis; “teröristi sahipleniyorlar, teröristi sahiplenen herkesi alacağız” cevabını verdi. Aileler polise, “Sadece bekliyoruz. Gözaltına aldığınıza işkence mi yapacaksınız, bilmiyoruz. O yüzden buradayız. Nedir bu kadar korkunuz?” diyerek tepki gösterdiler. Ailelerin ve avukatların bu uygulamanın hukuksuz olmasını belirtmelerine rağmen, polis hukuksuzluğunu sürdürerek, hastane önünde bulunan TAYAD’lılar: Ünzile Aras, Sadık Karaaslan, Sezai Demirtaş, Suat Hatırnaz, Adil Kaya, Halime Keçeli, Özgür ... ve İbrahin Acar’ı gözaltına aldı. Bununla da yetinmeyerek avukatlara da saldırdı ve hukuk fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Selma Kasacı’yı ve Avukat Günay Dağ’ı gözaltına aldı. Daha sonra Avukat Günay Dağ’ı arabadan indirip, serbest bıraktılar. kaynak: halkinsesi.tv

- 8.12. 2012 - Batman, Mardin, Siirt'te "KCK" baskınları; Siirt Belediye Başkanı Sadak dahil en az 73 kişi gözaltında. Özellikle Mardin'de gözaltına alınmayan BDP yöneticisi neredeyse kalmadı.

- Asker intiharlarından sonra polis intiharları da gündeme geldi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun CHP’li Üyesi Levent Gök’ün çalışmasına göre, son 12 yılda intihar eden polis sayısı 600.

Fabrikalardan, Direnişlerden 

- 3.12.2012 Darkmen işçilerine polis saldırısı protesto edildi. Darkmen, Hey, Kiğılı ve Bedaş işçileri her hafta gerçekleştirdikleri ortak eylemde bu hafta Darkmen işçilerine yapılan polis saldırısını protesto etti. Önceki gün akşam saatlerinde İstanbul'da Taksim Tramvay Durağı'nda toplanan işçiler buradan pankartlarını açarak sloganlarla Galatasaray Lisesi'ne yürüdüler. Gün içinde gözaltına alınan Darkmen işçileriyse eyleme Demirören AVM önünde katılabildiler. Darkmen işçilerinin gelişi coşkulu sloganlarla karşılandı. Galatasaray Lisesi önünde basın açıklamasını Kiğılı'da direnişini bitiren Didem Sorhun okudu. “Direnen işçiler yol gösteriyor” denerek başlayan açıklamada Kiğılı direnişinden bahsedildi. Direnişle birlikte fabrikadaki baskı ve dayatmaların azaldığı, keyfi işten atmaların durduğu aktarıldı. Sınıf dayanışmasının önemi vurgulanarak şunlar söylendi: “HEY Tekstil, Darkmen ve BEDAŞ işçileri gasp edilen haklarını istiyorlar ve alacaklar. Direnen işçiler bu kararlılıkları ile tüm işçi ve emekçilere yol gösteriyorlar. Ben dört ay önce bilinçli bir tercihle direnişe başlamıştım ve amacın Kiğılı'yı teşhir etmek, Kiğılı işçilerine mücadele etmenin ne demek olduğunu göstermekti. Bu hedeflerime ulaştım ve direnişimi sonlandırıyorum. Ama bundan sonraki süreçte Kiğılı işçilerinin ve tüm direnenlerin yanında olmaya devam edeceğim.” Basın açıklamasının ardından gözaltından çıkıp eyleme katılan Darkmen işçileri söz aldı. İşçiler, Darkmen Tekstil patornlarının ve polislerin kendilerini yıldırımayacağını ifade ettiler. Darkmen patronlarının rüşvet teklif etmesinden, mezhep ayrımı üzerinden işçileri bölme çabasından bahsederek polisle Darkmen patronlarının işbirliği ifade edildi. Eylemlerine destek verenlere teşekkür eden işçiler polisin üzerinde Darkmen kazağı olduğunu aktardılar. YÜREĞİMİZ KOCAMAN Darkmen işçilerinin konuşmalarının ardından Roseteks direnişi sırasında polislerin Köşebaşı Restaurant'ta yemek yedikleri anımsatılarak  benzer bir durumun Darkmen'de yaşandığı ifade edildi. Yarın HEY Tekstil patronu Aynur Bektaş'ın da polisle işbirliğinin açığa çıkacağı ifade edilerek polislerin patronlara hizmet ettiği söylendi. Ardından sözü HEY Tekstil işçisi Burak Keskin aldı. Keskin HEY Tekstil direnişinin sürecinden bahsederek şunları ifade etti: “296 gündür haklarını arayan emekçileri görmezden gelmeye devam ediyorlar. Karşımıza polisi dikiyorlar ve acımadan saldırıyorlar. Annesinin böbreğiyle yaşayan arkadaşımızı tartaklıyorlar, yere düşen gözlüğe ayaklarıyla parçalıyorlar. Emniyet müdürü bizlere 'bir avuç baldırı çıplaksınız, neyinize güveniyorsunuz, gidin buradan' diyor. Bizler bir avucuz belki, baldırımız çıplak ama bizim inancımız, mücadelemiz ve kocaman bir yüreğimiz var.” kaynak: BirGün

- 8.12.2012 Hey Tekstil Direnişçileri: “Hırsız Patronların Ensesindeyiz!" Hey Tekstil işçileri haklarını almaya kararlılar. Bunun için eylemlerini haklarını gaspeden "ödüllü patron" Aynur Bektaş’ın bulunduğu her yere taşıyorlar. Daha önce Aynur Bektaş’ın yönetiminde olduğu TOBB binası önünde gerçekleştirdikleri eylemde polis saldırısına maruz kalan ve gözaltına alınan işçiler bu baskılardan yılmadı, kendilerini TOBB önüne zincirleyerek ve ardından Mecidiyeköy’de işmerkezi üzerinden pankart asıp, yaptıkları kuşlamalarla mücadelelerini her yöntemlerde sürdürdüler. İşçiler haklarını çalan Aynur-Süreyya Bektaş çiftini her yerde teşhir etmeye devam ediyorlar. 8 Aralık akşamı, her Cumartesi akşamı Taksim’de çeşitli firmalardan direnişteki işçilerin gerçekleştirdikleri ortak eylemin ardından, Aynur Bektaş’ın ve çocuklarının evlerinin bulunduğu Etiler’deki Maya Rezidans önüne giden işçiler burada patronlarının hırsızlığını teşhir ettiler. “İşçiyiz Güçlüyüz Hırsız Patronun Ensesindeyiz”, “İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız” sloganlarını atan işçiler, “Hakan Cemal, Ahmet Celal Bektaş ve Aynur Bektaş; bizden çaldıklarıyla keyif, sefa sürüyorlar. Bizim çocuklarımız okullara gidemedi, kışlıklarını alamadılar. Faturalarımız ödenmediği için elektriklerimiz kesildi. Ama onlar burada bizden çaldıklarıyla keyif içinde yaşamaya devam ediyorlar” diyerek mücadelelerini haklarını alana kadar aynı kararlılıkla sürdüreceklerini ortaya koydular. 


- 9.12.2012 Akçay Tekstil İşçileri Patronu Kaçan Fabrikaya El Koydu! Bayrampaşa’da kurulu bulunan Akçay Tekstil işçileri Direnmeye devam ediyorlar. Üç aydır maaşlarını alamayan 120 işçi, 7 Aralık 2012 tarihinde patronun kaçması sonucunda Devrimci işçi Hareketi ile bağlantıya geçerek fabrikayı işgal etti. İşçiler fabrikaya gelen haciz memurları ile mafya artıklarını dışarı attıktan sonra fabrikaya el koydular ve kendi seçtikleri komiteler aracılığıyla fabrikayı yönetmeye başladılar. Güvenlik, iaşe-yemek, mali komiteler kuran işçiler aynı zamanda her üretim alanının temsilcisini belirlediler. Belirlenen komiteler kendi aralarında alt komiteler kurdular. İşçiler düzenli toplantılar yaparak birlikte karar alıp, birlikte uyguladılar. Fabrikaya gelen polis başta olmak üzere, fabrikanın iş yaptığı diğer firma temsilcileri, alacaklılar ve borçlular ile komite temsilcileri görüşerek bundan sonra tek muhatabın kendileri olduğunu belirttiler. Patronun hiçbir borcunu ödemeyeceklerini, fabrikada bulunan kumaş, makine ve teslim edilmeyi bekleyen siparişlerin ve fabrikada bulunan her şeye işçilerin alacaklarına mahsuben el koyduklarını belirttiler. Fabrikaya gelen uluslararası firma temsilcileri, kumaş tüccarları ve makinecilerle görüşen işçiler  fabrikada bulunan malzemeleri ancak bedellerini alarak  vereceklerini, patronun borçlarıyla mahsup edilmesini  kabul etmeyeceklerini söylediler. İşçiler fabrikada bulunan malzemeleri bedellerini alarak  tasfiye ettiler. Elde edilen gelir tüm işçiler arasında eşit olarak paylaştırıldı. Böylece ilk kez iflas etti denerek batırılan bir fabrika tefecilerin, mafyanın ve bankaların yağmasından kurtarılmış oldu. Fabrikanın gerçek sahibi işçilerin  hem tüm mallara hem de yönetime el koymaları bu açıdan önemli bir örnek olarak yaratıldı.  İşçiler tüm bu işler için hafta sonu diyerek mahkemelerin açılmasını beklemediler. Elinde patron tarafından verilen 2 trilyonluk çeklerle gelen bir mafya artığının işçilere hitaben “fabrikaya nasıl el koyarsınız bu memlekette hukuk var” demesi esasında durumu özetliyordu. İşçilerin haklı ve meşru direnişi karşısında mafya artığı hemen hukuka sarılıyordu. Çünkü o hukuk zenginlerin ve mafyacıların hukukudur. Hukuk ve yasalara hapsedilmiş işçi sınıfı mücadelesinin başarı şansı yoktur. Akçay Tekstil'de yaşananlar işçi sınıfının meşru mücadelesine yeni bir halka olarak eklenmiştir. Ve bu meşru mücadele işçilere bugünden kazandırmıştır. İşçiler bugün  bir kısım alacaklarını alırken, diğer bir kısım alacaklarını da garanti altına almayı başarmışlardır. Kadını-erkeğiyle ülkemizin farklı yerlerinden gelen ancak aynı tezgaha alınterlerini damlatan 120 işçi iki gün boyunca birlikte hareket etmenin, birlikte yemenin, birlikte çalışmanın sonuçlarını elde etmiştir. kaynak: halkinsesi.tv

Patronu tarafından batırılmak istenen işletmenin işgali ve üretimin işçiler tarafından ele alınması son derece önemli bir inisiyatiftir, üretim için işçilerin asalak burjuvalara ihtiyacı olmadığını kapitalizm altında dahi kanıtlayan bir örnektir, bu tür girişimler bütün sektörlerdeki sınıf bilinçli işçiler ve komünistler tarafından mutlaka her yöntemle desteklenmeli ve her yerde benzer örneklerin çoğaltılması için örnek bir girişim olarak anlatılmalıdır. - S.G.

- 8.12.2012 Kamu Emekçileri Cephesi hükümetin iş güvencesinin gasbına dönük çabalarını protesto etti. Kamu Emekçileri Cephesi, AKP hükümetinin iş güvencesini gasp etme çalışmalarına karşı, 8 Aralık’ta eylem yaptı. Saat 15.00’te Kemeraltı girişinde toplanan Kamu Emekçileri Cephesi, “AKP iktidarı iş güvencemiz gasp etmek istiyor! Grev hakkımız ve iş güvencemiz için birleşelim, direnelim, kazanalım! / Kamu Emekçileri Cephesi” yazılı pankart açtı. BDSP ve DHF’nin destek verdiği eylemde, “Emekçiyiz haklıyız, kazanacağız!”, “Grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkımız, alacağız!”, “İş güvencemize sahip çıkacağız!”, “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır!”, “Faşizme teslim olmayacağız!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganları atıldı. 657 sayılı yasada Ekim ayında değişiklik yapılacağı ve bu değişikliğin de iş güvencesi başta olmak üzere, kamu emekçilerine yönelik kapsamlı bir saldırı olacağına dikkat çekilen açıklamada, saldırıların mücadele ederek göğüslenebileceği vurgusu yapıldı. Açıklama, “İnsan onuruna yakışır biçimde çalışmak ve yaşamak, çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak ve yeni haklar kazanmak için örgütlenelim” sözöleri ile bitirildi.

İş Cinayetleri

- 4.12.2012 Kasım´da İş Cinayetlerinde Ez Az 82 İşçi Öldü! İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Kasım 2012'de gerçekleşen iş cinayetleri ve işçi ölümlerine dair hazırladığı raporu açıkladı.  Yazılı, görsel, dijital basından ve emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ışığında hazırlanan rapora göre, Kasım ayında da en az seksen iki işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölümler en çok inşaat, maden ve metal sektörlerinde yaşandı. Kasım ayında yaşanan iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat sektöründe 36 işçi; maden ve metal sektörlerinde 10’ar işçi; mevsimlik tarım, çimento-cam ve enerji sektörlerinde 4’er işçi; ağaç, nakliye ve haberleşme sektörlerinde 2’şer işçi; gıda, deri, tersane, büro, sağlık, konaklama, belediye sektörlerinde 1’er işçi ve tren çarpması sonucu bir yurttaş can verdi. 

-  İş cinayetlerinin açıklaması hiç değişmiyor: "işin tabiatında var". Şile'de yaşanan gemi kazası sonrasında yaşanan ölümlerle ilgili konuşan Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, "Denizciliğin tabiatında bu vardır. Cemil Kaptan'ı 7 kuvvetinde havada denize çıkmaya hiç kimse zorlamadı” dedi. Kaptan Özben'in eşi Günay Özben ise gazetecilerin "Eşiniz telefonla mı aranarak çağrıldı" sorusuna, "Evet, telefonla aradılar ve çağırdılar. Hazırlanıp, gitti" yanıtını verdi. Bir gazetecinin, ''Eşiniz göreve giderken bir yakınması oldu mu '' sorusu üzerine ise Günay Özben, ''Müdürleriniz sizi çağırsa, gitmez misiniz?'' diye konuştu.

Hatırlanacağı gibi, 17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak Karadon maden ocağında 2 mühendis ve 28 işçinin ölümüne neden olan grizu patlamasının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "ölüm bu işin fıtratında var" demiş, tepki gösteren işçi yakınları Başbakan'ın teşvikiyle polis saldırısına uğramıştı. Tersane ve diğer sektörlerdeki iş cinayetleri için de aynı açıklama devlet ricalinin geleneği haline gelmiştir: işin tabiatında var! Ne sermayenin ne de onun hükümetlerinin hiç sorumluluğu yok! - S.G.

- 8.12.2012 - ÇEL-MER Çelik'te iş cinayeti. - Gebze Şekerpınar Mahallesi'nde bulunan ÇEL-MER Çelik fabrikasında yaşanan iş cinayetinde Gürkan Ağaç isimli işçi yaşamını yitirdi. İki aylık işçi olan 27 yaşındaki Gürkan Ağaç baretsiz bir şekilde hiç bir güvenlik önlemi alınmadan çalıştırıldığı vincin üzerinde sıkışarak ağır yaralandı. Hastahaneye kaldırılan Ağaç, 7 Aralık günü saat 16.00'da yaşamını yitirdi. Sendika düşmanlığı ile tanınan ÇEL-MER Çelik patronu bu acılı günde ölen işçinin ailesine para teklif ederek şikayetçi olmamalarını istedi. kaynak: kizilbayrak.net


Gençlik Hareketi 

-  9.12.2012 "Sermayeyi üniversiteden uçuracağız, THY işçisi yalnız değildir!" Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde Trabzon Gençlik Derneği bünyesinde düzenlenen "İdeallerini uçur" başlıklı seminer için üniversiteye gelen THY Genel Müdürü Temel Kotil, öğrenciler tarafından protesto edildi. Grev yaptıkları için 300 işçisini işten çıkaran Türk Hava Yolları adına üniversiteye gelen THY Genel Müdürü Temel Kotil’in üniversitede yeri olmadığını söyleyen üniversiteliler, "Sermayeyi üniversiteden uçuracağız, THY işçisi yalnız değildir" yazılı pankartla konferansın yapıldığı Osman Turan Kongre Merkezi önüne geldi. "THY işçisi yalnız değildir" sloganıyla gelen üniversitelileri, kongre binası önünde içeri girmek için bekleyen üniversiteliler alkışlarıyla destekledi. kaynak: sendika.org

Engelli Hareketi 

- 8.12.2012 Engelliler: Taksim'e ulaşım hakkıma dokunma! Engelliler, İstanbul’daki Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek Taksim projesinin iptalini istedi. Engelliler ayrıca ‘öldüren kent’ ve ‘öldüren ilçe’ ödüllerini Mustafa Ak ve Melih Gökçek’e postaladı. Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi, Türkiye Sakatlar Derneği İstanbul Şubesi, Türkiye Kas Hastalıkları Derneği üyeleri kapatılan Taksim Meydanı için bir araya geldi. Kasım ayında İstanbul halkına kapatılan Taksim Meydanı’na çıkan engelli asansörünün konulan bir tabelayla hizmet dışı bırakıldığını söyleyen engelliler, Taksim'den kovulduklarını söyledi. Basın açıklamasını okuyan Binnaz Uzun "AKP, Taksimi talan ederken halk ulaşım çilesi çektiriyor, biz engellilerin asansörünü kapatarak da meydana çıkmamızı engelliyor. Aylar öncesinden duyurduğu bu proje kapsamında bizleri yok sayarak hiç bir önem almayan Büyükşehir Belediyesi engellerin kentte dolaşımını zorlaştırıyor" dedi. AKP'nin belediyecilik politikalarının engellilerin ölümüne neden olduğuna dikkat çeken Uzun, Ankara Keçiören'de yüksek kaldırıma çıkamayan ve yoldan gitmek zorunda kalan bir engellinin çöp kamyonunun çarpması sonucu hayatını kaybettiğini hatırlattı. Ölen engellinin sorumluluğunun kenti engellilere göre düzenlemeyen Büyükşehir Belediye Başkanı’nda olduğunu belirten Uzun, aynı belediye başkanına “yaşanabilir kent” ödülü verildiğini vurguladı. Taleplerinin net olduğunu ifade eden Uzun, öncelikli olarak Taksim projesinin durdurulmasını, engellilerin Taksim'e ulaşımını sağlayan düzenlemelerin derhal yapılmasını istediklerini söyledi.   Öldüren kent, öldüren ilçe ödülleri sahiplerini buldu. İnşa ettikleri yüksel kaldırımlar sonucu Nevzat Özyavuzer'in ölümüne davetiye çıkartan Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak’ın istifasını istediklerini belirtti. Basın açıklamasından sonra hazırladıkları "öldüren kent", "öldüren ilçe" ödüllerini Galatasaray postanesinden Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak'a ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e gönderen engelliler, ulaşım hakları için eylemlerine devam edeceklerini söyledi. kaynak: sendika.org 

Dünya Gündemi 

- 8.12.12 - Mısır'da referandum protestolar nedeniyle ertelendi. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin kendisini 'firavun' yetkileri ile donatan anayasa taslağı üzerine yapılması planlanan referandum ertelendi. Daha önce 15 Aralık'ta yapılacağı belirtilen referandum öncesi emekçilerin günlerce sokakta tepki göstermesiyle referandum henüz belirtilmeyen bir tarihe ertelendi. 

- 8.12.12 - Clinton: "Sovyetlerin yeniden kurulmasına izin vermeyeceğiz." Rusya Devlet Başkanı Putin’in AB’ye güçlü bir rakip olarak tanımladığı Avrasya Birliği projesine en sert tepki ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’dan geldi. Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Suriye gündemli gerçekleştireceği toplantı öncesi Avrasya Birliği tartışmalarına değindi ve birliği “Sovyetler’in geri getirilmesi akımı” olarak tanımladı. “Bu böyle adlandırılamaz. Bu Gümrük Birliği ve Avrasya Birliği ve buna benzer adlarla anılacak. Bu hesapta hataya düşmeyeceğiz” diyen Clinton sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bunun ne amaçlı olduğunu biliyoruz, bunu yavaşlatmak veya önüne geçmek için etkili bir yöntem geliştirmeye çalışacağız.”

Dünyada 868 milyon aç, 1, 5 milyar obez var! İtalyan gıda markası Barilla, Milano'daki Bocconi Üniversitesi'nde 2009'da kurduğu think-thank'te dünyadaki gıda ve beslenme sorunlarını araştırıyor. Amaç, gıda ve beslenmeyle ilgili sorunların ekonomik, siyasi, sosyal ve çevresel faktörleri analiz etmek. Bocconi Üniversitesi, Gıda forumu için böyle hazırlık yapmıştı. Barilla Center for Food and Nutrition (BCFN) adlı kuruluş, Gıda ve Beslenme Forumu'nun dördüncüsünü geçen hafta düzenledi. Dünya çapında politikacı, akademisyen ve sivil toplum liderleri iki gün boyunca dünyanın en can yakıcı sorunlarını tartıştı. Başlıklar üç grupta toplanıyor: 1. Açlık sınırında 868 milyon insan yaşıyor. Buna karşılık 1.5 milyar insan obez! Her yıl dünyada açlıktan ölenlerin sayısı 36 milyon. Fazla yemekten ölen ise 29 milyon... 2. Dünyada üretilen tahılın yüzde 6'sı bioyakıt üretimi için kullanılıyor. 3. Üretilen gıdanın yüzde 30'u çöpe atılıyor. İçecek temiz su bulamayanların sayısı ise 1 milyar. kaynak: Milliyet. 

"Kapitalistlerin 'özgürlük' tanımı her zaman zenginler için yiyecekten patlamak ve işçiler için açlıktan ölmek özgürlüğü biçiminde olmuştur" diye boşuna yazmamıştır Lenin. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, günümüzde başta ABD olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkelerde obeziteden çeken insanların ezici çoğunluğunu zenginler değil, büyük gıda tekelleri ve fast-food zincirleri tarafından üretilen ve "çöp gıda" denilen ucuz, enerjisi yüksek ama besin değeri düşük sağlıksız gıdaları tüketen işçiler ve yoksullar oluşturmaktadır. Aslında bu durum, yani yoksul ve bağımlı ülkelerde açlığın, zengin ve gelişmiş ülkelerde ise kısa ve sağlıksız bir yaşama mahkum edilmiş obezlerin çoğalması, kapitalizmde işçilerin ve emekçilerin mutlak yoksullaşmasının günümüzdeki en açık görünümlerinden biridir. "İşçi mutlak olarak yoksullaştırılıyor, yani, o eskiden olduğundan daha yoksul hale geliyor, daha kötü yaşamaya, daha kötü şeyler yemeye, daha çok açlık çekmeye ve daha kötü baraka ve tavan aralarında yaşamak zorunda bırakılıyor." (Lenin) - S.G.